Skip to content

Chigago’da Bir Sultan Camisi

Mart 12, 2009

“Bir Göl Kıyısı Şehri: Chigago” yazısının devamıdır.Talha UĞURLUEL

Bu, Haber Aktüel‘deki beşinci yazım. “Çok Gezen mi Bilir, Çok Okuyan mı?” diye başladık, gezmeye devam ediyoruz. Yine Chigago’dayız.

Chigago’da Bir Sultan Camisi:

Chigago’da müze faslını bitirdikten sonra biraz da tarih yapalım istedik. Buralarda tarihin pek olmadığını söylemiştim. Zamanında at hırsızlığı yada inek çobanlığı yaparken ortaya tarihe malzeme olacak çok fazla şey koyamamışlar. Ama bu olmayan tarihleri arasında araştırma yaparken kendi atalarımıza ait birşeyler bulmak inanın beni ciddi şekilde heyecanlandırdı.

Bahsettiğim şey bir cami, evet hemde ‘da yaptırılmış bir cami. Caminin yapılış tarihi 1870’ler ve yaptıran kişi de dönemin dünyasının en karizmatik lideri olan Sultan 2.Abdülhamid. Belki bu satırları okuyan bazılarımız yanlış okuduğunu yada espri yaptığımı düşünebilirler. Fakat hadise tüm yönleri ile bir gerçek. Sanıyorum o günlerde Osmanlı’nın sürgüne gönderdiği Bahaullah’ın yolundan giden birtakım bahailer buralara göçediyor ve sapık düşüncelerini (Bahaullah’ı ilah kabul eden bir düşünce) yaymaya çalışıyorlar. İstanbul’dan projektör gözlerle (kurduğu hafiye teşkilatı ile) dünyayı yakından takip eden Sultan 2.Abdülhamid Han, bu topraklarda yaşayanları İslamiyeti bunlardan değil de tüm orjinalliği ile bizlerden öğrenmeleri düşüncesi ile Amerika’ya gemilerle usta, işci ve mermer gönderiyor ve Chigago’nun ilk Saltanat camisini yaptırıyor.

Peki bu cami hala duruyor mu ? dediğinizi duyar gibi oluyorum. Biz de bunu merak ettik ve kalktık camiyi aramaya başladık. Ve bu önemli yeri bulmakta gecikmedik. Sultan Hamid’in yaptırdığı cami, bugün Michagen Üniversitesi’nin hemen yanında yeralan Highpark’ın kenarında yeralıyor. Bölge bugün ciddi bir zenci yerleşimine sahip. Kısa bir süre öncesine kadar beyazların girmeye cesaret edemediği bu yer şimdilerde yavaş yavaş huzurlu bir yer haline gelmiş. Bizlerde zencilerin yaşadığı bu semti geçiyor ve Üniversitenin dibine kadar geliyoruz. Fakat gözlerimiz ne kadar arasa da bu tarihi camiyi göremiyoruz. Görmek için yapabildiğimiz tek şey bugün elimizde kalan siyah beyaz fotoğrafı ile yetinmek. Çünkü Osmanlı Devleti’nin ortadan kaldırılmak için üzerine çullanıldığı yıllarda (Kurtuluş Savaşı yıllarımız) yahudiler tarafından caminin yıktırıldığını ve bizzat Sultan Hamid’e ait bir vakıf arazisi olmasına rağmen bugün üzerine bir başka binanın yapıldığını görüyoruz. İçimiz üzgün, boynumuz bükük buradan ayrılırken de, birgün bu vakıf belgeleri ile bu yeri geri alacak hukukçularımızı hayalliyoruz.

Bahailer o günlerde buralara gelip zararlı düşüncelerini yayarken, onlara engel olmaya çalışan; bir tek Sultan Hamid ve onun çabaları varmış ama Osmanlı’yı öldürüp bir bayıra gömdükten sonra faaliyetlerini rahat rahat gerçekleştirmişler. Bugün gözümüz buralarda doğru dürüst bir minare göremezken Bahailere ait, Avrupa’daki kadetrallere taş çıkaracak kadar büyük dev kubbeli bir tapınak ile karşılaşıyoruz. İslamiyet, Hristiyanlık ve Musevilikten karma birşekilde oluşturdukları sapık inanışlarına ait tapınakları bile bu üçlemeden bozma. Kubbe bizim camimize, içindeki sıralar havradaki ortama, süslemeler ise kiliselerdekilere ait. Zaten tapınaklarının üzerine hem hilal, hem haç hemde yıldız koymuşlar.

Berbat Bir Kanal Turu:

Vakit öğleyi bulmuş. İşte kanal turu yapmanın tam zamanı diyor ve yeniden Michagen Gölünün yakınlarına gidiyoruz. Ben bu tekne turunda biraz isteksizim ama yanımdakileri kıramıyorum. Neden böyle geri duruyorsun diye soruyorlar. –“İstanbul Boğazını turlayan birine artık bunun dışındaki tüm deniz turları yavan gelir.” Cevabını veriyorum. Keşke haksız çıksaydım. İnanın bu tekne turuna çıktığıma bin pişman oluyorum. Çirkin demir yığınları, camla kaplı binalar ve pis bir su. İşte kanal turumuzun özeti bundan ibaret. Birde ağrıyan başımız. Çünkü turun başında eline mikrofonu alan rehber susmak bilmiyor. Tam bir saat boyunca büyük bir zulüm yaşıyoruz. Aslında üç saatlik boğaz turunda 2 saatten fazla ben de konuşuyorum ama bizde konuşulanla bunların ki arasında dağlar var. Adam sırf falan şirketin filan gökdeleni, boyu bu eni bu, yapı malzemeleri şunlar başka birşey yok. Birtek bina Allah için dikkatimi çekti. O da tuğla oldukça yeni görünümlü Abraham Lincoln’ün çalışma ofisi olan yer. Gerisi çöplük.

Görebildiğim İki Tarih:

Chigago hakkındaki sözlerimi bitirirken bu şehirde çok hoşuma giden iki şeyden bahsetmeden edemeyeceğim. Hani yiğidi öldür ama hakkını ver darbımeselinden mülhem. Bu koca şehrin tam ortasında bir Water Tower’ları var. (Su kulesi) Bizim izmirdeki saat kulemize biraz benziyor. Bir tarihi binaları o vardı. O da 1800 lerin sonunda buralarda çıkan yangından kurtulabilen tek yapı imiş.

Bir diğeri ise Michagen Nehri üzerinden geçen köprünün hemen karşısında bulunan Gazete binası. Aslında binanın hiçbir özelliği yok. Fakat binayı inşa ettikleri 1900 lü yıllarda dünyanın farklı devletlerinden tarihi taşlar istemişler. Ve bu gönderilen taşları binanın dış duvarlarına yapıştırmışlar. İşte tarihi olmayan şehrin bence en kıymetli ve tarihi binası buydu ve tabiki bu kıymet bu abuk binadan değil, üzerindeki taşlardan geliyordu. Nasıl gelmesin binanın üzerinde bizim Ayasofya’mızdan gelme taş bile var. Bilecik’teki Roma harabelerinden bir taş gitmiş, bir de Süleymaniye Caminin mermer trabzanlarından bir şebeke parçası. Tabi bunlar bizimkiler. Bunların dışında çinden, japonyadan, Hindistan’dan vb. Daha neler neler var.

Reklamlar
No comments yet

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: